Cumanız, Terviye, Arefe ve Bayramınız Mübarek Olsun Efendim
Mümin güneş gibidir. Sararıp-solarak batar ama doğduğunda (ahirette) göz kamaştırır.
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî "kuddise sirruh" hazretleri buyuruyorki; "Evliyânın kalbleri, ilâhî nûrların çıkıp geldiği kaynaklardır. Onların hoşnut olduğundan, Hak teâlâ da hoşnuttur. Onların kalblerinde yer eden, büyük devlete kavuşmuştur"."Bu yolun büyükleri kendilerine bağlı olanlardan gâfil değildir"....
Allahü teala bir ağaç yaratmış, dünyada ekilir, yetiştirilir ama dünyada meyvesi olmaz, meyvesi cennette yenir, çünki bu meyveyi yiyen ölümsüzleşir. Bu ağaç islamiyet ağacıdır, ağacın adı müslümanlıktır.
Herhangi bir insana bir iyilik etmek, gökten lamba olarak yere inse, bu iyilikten hasıl olan nur o kadar parlaktır ki; güneş onun yanında çok sönük kalır. Hele bu hizmet ile bir insanın hidayetine sebeb olunursa kıymeti hiç ölçülemez.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Cimrilerin en kötüsü kurban kesmiyendir.) [Se'âdet-i Ebediyye]
(Kurban bayramında yapılan amellerden Allahü teâlâ katında kurban kesmekten daha kıymetlisi yoktur. Daha kanı yere düşmeden Allahü teâlâ, onu muhâfaza eder. Onunla nefsinizi tezkiye edin, onu seve seve kesin!) [Tirmizî]
(Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan duâ, reddolmaz. Fıtr ve Kurban bayramının birinci gecesi, Berât ve Arefe gecesi.) [İsfehânî]
Seadeti Ebediyye kitabındaki bazı hadisi şeriflerde buyuruluyorki;
— Allahü teâlâ, ibâdetler içinde, Zil-hiccenin ilk on gününde yapılanları dahâ çok sever. Bu günlerde tutulan bir gün oruca, bir senelik oruc [nâfile oruc] sevâbı verilir. Gecelerinde kılınan nemâz, Kadr gecesinde kılınan nemâz gibidir. Bu günlerde çok tesbîh, tehlîl ve tekbîr ediniz!
— Bir müslimân, Terviye günü oruc tutarsa ve günâh söylemezse, Allahü teâlâ, onu elbette Cennete sokar.
— Arefe gününe hurmet ediniz! Çünki Arefe, Allahü teâlânın kıymet verdiği bir gündür.
— Arefe gecesi ibâdet edenler, Cehennemden âzâd olur.
— Arefe günü oruc tutanların, iki senelik günâhları afv olur. Biri, geçmiş senenin, diğeri, gelecek senenin günâhıdır. [Arefe, Zil-hiccenin dokuzuncu günüdür. Başka günlere Arefe denmez!].
— Arefe günü bin İhlâs okuyanın bütün günâhları afv olur ve her düâsı kabûl olur. Hepsini Besmele ile okumalıdır.
(Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sûr’a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır.) [R. Nâsihîn]
(Oruç tutan kimsenin uykusu ibadet, sükutu tesbih, duâsı makbul ve günahı affolmuştur. Ameline de kat kat sevap verilir.) [Taberânî]
(Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.) [Taberânî]
(Aşure günü orucu bir yıllık, Arefe günü orucu da, iki yıllık [nafile] oruca bedeldir.) [T. Gâfilîn]
(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihâd için verilen iki bin ata bedeldir.) [T. Gâfilîn]
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin,
Cuma gününü, Terviye ve arefe gününü, yaklaşmakta olan kurban bayramını tebrik ederiz.
Sevdiklerinizle ve sevenlerinizle, sıhhat ve afiyetle, huzurlu bir bayram idrâkini temennî ederiz.
Zilhicce ayının ilk on gününden istifade edebilen ve bugünlerde afv-ı mağfiret edilen ve cehennemden azad olunan kulların arasında olmağı, Cenab-ı Allahdan niyaz ederiz.
Din kardeşlerimize hayırlı ömürler, hüsn-ü hulk, akl-ı selim, sıhhat-ü afiyet, rüşd-ü hidâyet ve istikamet ihsan eylemesini Rabbimizden niyaz ederiz.
Müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.
Allahü tealaya emanet olun efendim
Ali Zeki Osmanağaoğlu
Bayramlar niçin sevinç günleridir?
İmâm-ı Gazâlî hazretleri, bunu şöyle açıklamaktadır:
1- Mü’minler, Ramazan Bayramında, Allahü teâlânın farz kıldığı Ramazan orucunu tutabildikleri için çok sevinirler, bunu bayram kabûl ederler.
2- Bayramlar her sene tekrar geliyor. Bu sevinçli gün tekrarlandığı için bayram denilmiştir.
3- Bayramda Allahın ihsânı bol oluyor. Bol bol ihsâna kavuşulduğu için bayram denilmiştir.
4- Bayram günü gelince sevinç ve neşe de geliyor. Üzüntüler unutuluyor. Bunun için bayram denilmiştir.
Bayramlar aynı zamanda az zahmetle bol kazanç günleridir.
Ebû Hüreyre hazretlerinin bildirdiği bir hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz, “Kim, Bayram günü, üçyüz defa “Sübhânallahi ve bi-hamdihi” der ve bunu müslümanların mevtâlarına hediye ederse, her kabre bin nûr girer. O kişi öldüğü zaman Allahü teâlâ o kişinin bin nûrunu da kabrine getirir.”
Başka bir hadîs-i şerîfte de Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Bayramlarınızı Tekbîr ile zinetlendiriniz, süsleyiniz.” buyurdu. Peygamber efendimiz yine buyurdu ki: “Kim, bayram gecesini, o günün şuuruna ererek ihyâ ederse, kalblerin öldüğü gün onun kalbi ölmez.”
Allahü teâlâ, Cenneti Ramazan Bayramı günü yarattı. Tûbâ ağacı o gün dikildi. Cebrâil aleyhisselâmı o gün vahiy elçiliğine seçti.
Bayram günü sabah vakti olduğu zaman, Allahü teâlâ meleklere emreder. Onlar yeryüzüne inerler. Sokak başlarını tutarlar. İnsanlar ve cinlerden başka bütün mahlûkatın duyacağı bir sesle nidâ ederler. Derler:
- Ey ümmet-i Muhammed, kalkın! Cenab-ı Hak, büyük ihsânlarda bulunuyor, çok günâhları affediyor.
Mü’minler bayram namazı kılmak üzere câmilere ve mescidlere toplandıkları zaman Allahü teâlâ meleklere hitap eder:
- İşçi çalışınca karşılığı nedir?
Melekler derler:
- Ücretinin ödenmesidir!
Şânı yüce olan Allah buyurur:
- Sizi şahit tutuyorum. Ben onlara sevâb olarak rızâmı ve magfiretimi verdim.
Tasavvuf büyükleri de, bir Müslümanın Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınarak, günâh işlemeden, harâm lokma yemeden geçirdiği günleri de bayram kabûl etmişlerdir.
Hazret-i Ali bir kalabalığı eğlence içinde görüp, böyle eğlenip neşelenmelerinin sebebini sorduğunda onlar, “Bugün bayramımızdır” dediler. Bunun üzerine hazret-i Ali de; “Günâh işlemediğimiz günler de bizim bayramımızdır” buyurdu.
Yine Müslüman rûhunu teslim (vefât) edeceği zaman rahmet meleklerini, Cennetteki ni’metleri görünce, onları görmenin zevkiyle can verme vakti de Müslümanın bayramı olduğu bildirilmiştir.
(Huzur Pınarı Mail Grubu)
Hüseyin Hilmi Işık Efendi -34 (rahmetullahi aleyh)
Hüseyin Hilmi Işık efendi “rahmetullahi aleyh”, yakınları ve sevenlerine buyurdular ki:
"Kimse, kendi rızkını bitirmeden ölmez. Bayram geldi, bütün müslimânlar seviniyor, ama bizim sevincimiz herkesden kat kat fazla. Rabbimize şükrler olsun, bu mübârek güne yetişdirdi. Ve bilhassa, onun yolunda, kendisinin yolunda, hayatlarını tehlükeye koyarak, onun dinini, onun kullarına yaymak için, oruçlu oruçlu uğraşan, yorulan, kendilerini tehlükeye atan, sizin gibi kardeşlerimizle böyle karşılaşdığım, mübârek ellerini sıkmakla şereflendiğim için Rabbimize sonsuz şükr ediyorum efendim. Bu samimi sözlerim, kalbimin ifadesidir. Rabbime şükrler olsun. İslâmiyyetin garib olduğu bir zemânda, kahhar sıfatının tecellî etdiği bir zemânda, böyle, onun dini için, aşk ile, gayret eden, çalışan insanlara ne mutlu. Ne mutlu onun seçdiği müslümanlara! O müslümanların sınıfında bulunmak, onların arasında bulunmak se’âdetine kavuşan din kardeşlerime ne mutlu. İnanıyorum ki, sizin hizmetinizde gezdiğiniz, bastığınız yerlere melekler kanadını serdi. Niçin inanıyorum ben buna? Çünki hadîs-i şerîf bildiriyor: “Yâ Ebâ Hüreyre...” diye uzun bir hadîs-i şerîf var. “Yâ Ebâ Hüreyre, Allahın kullarına, Allahın dinini öğret. Onları öğretmeye giderken bastığın yere melekler kanatlarını serer. Gökteki melekler, yerdeki hayvanlar, havadaki kuşlar, denizdeki balıklar senin için düâ ederler. Kıyâmetde sana öyle bir makam ihsan olunur ki, Peygamberler gıpta eder.” diyor hadîs-i şerîf. Elhamdülillah, bu müjdeye mazhar olan kardeşlerimizsiniz siz. Onun için çok bahtiyarsınız kardeşim. Cenâb-ı Hakkın bu ni’metine karşı çok şükr edin. Evet, belki bu hizmetinizde çok sıkıntılar çektiniz, çok üzüldünüz. Çok ye’se düştüğünüz anlar oldu. Amma Evliyâ-yı kiramın, hatta Eshâb-ı kirâmın çektiği sıkıntılar daha fazla idi. Onlar sizin çektiğiniz sıkıntılardan kat kat fazlasını çektiler. Bu sıkıntılar hizmet edenlerin aşkını, hevesini arttırır efendim. Neş’e içindeyim elhamdülillah. Cenâb-ı Hakk, Habib-i ekremine minnet ediyor. Diyor ki, “Sana yardımcılar yaratdım.” Biz de sizin gibi kardeşlerimizle Rabbimize şükrediyoruz. Elhamdülillah ki, Rabbimiz sizleri seçmiş; bu hizmet şerefiyle şereflendirmiş. Bu hizmetin devamını arzu ediyoruz. Nasıl devam eder bu? Kolay. Allahü teâlâ ne buyuruyor? “Ni’metlerimine şükr ederseniz arttırırım” buyuruyor. Bundan büyük ni’met olur mu? Onun yolunda çalışmak, onun dinine hizmet etmekden büyük ni’met olur mu? Bu ni’metin devamı için şükr edeceğiz kardeşim. Rabimize şükr edeceğiz. Şükrün dereceleri var. Evvela, bizi bu hizmete sürükleyen kuvvetli îmânımıza şükr edeceğiz. Îmâna nasıl şükr edilir? Âyet-i kerîmeler bunu bildiriyor. Diyor ki, “Ey mü’minler, ey îmânla şereflenenler, bu ni’metin şükrünü ifâ edebilmek için birbirinizi seviniz. Ananızdan, babanızdan, kardeşinizden daha çok seviniz. Hele, onlar da bu yolda ise, elbette onları da böyle seveceksiniz.” Binaenaleyh kardeşim, bizi bu yola, bu hizmete sürükleyen îmân ni’metinin şükrünü ifâ etmek için hubb-i fillah ile şerefleneceğiz. Birbirimizi seveceğiz. Birbirimizin kalbini kırmakdan titreyeceğiz. Zaten mü’minin kalbini kırmak, mü’mini incitmek harâmdır. Hele böyle mübarek kardeşlerimizi incitmek, hele hele darılmak, münakaşa etmek; Allah muhafaza etsin. Bazen işitiyorum; falanca kardeşimizle falanca kardeşimiz birbirleriyle münakaşa etmiş, kalbleri kırılmış. Eyvah diyorum, ye’se düşüyorum. Ümmidsizliğe kapılıyorum. Çok üzülüyorum. Aman el hazer, el hazer, el hazer! Sakınalım birbirimizi incitmekden. Evet, Peygamberlerden başka, hepizimin kusuru var, hepimizin günâhı var. Bir toplulukta günâhı az olan da var, çok olan da var. Bana sorarsanız, günâhı en çok olan hangimiz biliyor musunuz? Benim, ben. Çünki benim yaşım hepinizden daha çok. Herbirinizin elini sıkarken Rabbime yalvarıyorum. Şu mübarek kardeşimin hürmetine benim günâhımı afv et ya Rabbi diyorum. Kalbimden hep böyle geçiriyorum. Yâ Rabbi diyorum, Senin için rahatını bir tarafa bırakarak, Senin dinini yaymak için kendini tehlükelere atan, bu fitne-fesat zemânında, bu îmân ve aşk ile çırpınarak uğraşan kardeşim hürmetine, şu mübârek genç hürmetine beni afv et ya Rabbi diye, hepinizin elini sıkarken kalbimden böyle geçirdim. Binaenaleyh, günâhsız insan olmaz; kusursuz insan olmaz. İşte, birbirimizin kusurlarını görmeyeceğiz, iyiliklerini göreceğiz. Birbirimizin iyilikleriyle birlik yapacağız, birleşeceğiz. Kusurlarımızı afv edeceğiz, hatta ikaz edeceğiz. Her zemân söylüyoruz, zâten münakaşa yasak, hatta bunun tercemesi, “Vehhâbîye nasihat” kitâbında var. Ordan okursunuz. Nasıl olur bir mü’min incitilir efendim. Muhammed Ma’sum hazretleri “Mektûbât”da buyuruyor ki, “Münakaşa etmeyiniz” diyor. Bir mü’minin, bir müslüman kardeşinin kalbini incitmenin Kâbeyi yedi kerre yıkmakdan daha günâh olduğunu dinimiz bildiriyor. Onun için, en çok dikkat edeceğimiz şey; birbirimizin kusurunu afv edeceğiz, sabr edeceğiz. Sabr edenin gideceği yer neresidir? Peygamber efendimiz, “Cennetdir” buyuruyor. Onun için, birbirimizi incitirsek dahi, karşıdakinin sabr etmesi lâzımdır. Ona düâ etmesi lâzım. Müslimânlık budur, kardeşlik budur."
Eshâb-ı kirâmdan bir zât diyor ki, “Peygamber efendimiz, Bayram günü hutbeye çıkıyordu. Merdiven üç basamakdı. Birinci basamağa çıktı. Bir şeyler söylüyordu. Kulak verdim işitdim. Buyuruyordu ki: (Yâ Rabbi, Sen, bir kulunu, anasını-babasını gördüğü halde, onların hizmetinde kusur eden, kalblerini inciten, onların rızasını, düâsını almayanı Cehenneme sok.) Ben de âmin dedim” buyuruyor. O halde birbirimizi seveceğiz, amma, anamızın, babamızın da kıymetini bileceğiz, onların rızalarını düâlarını alacağız, gönüllerini alacağız. Hepiniz biliyorsunuz: “Ananın, babanın evladına duâsı, Peygamberlerin ümmetine duâsı gibidir.” Zevcelerinizin kıymetini bilin, hatta Peygamber efendimiz, bak, ne buyuruyor: “Ailesinin ağzına yemek koymak ibâdetdir. Onlar Allahü teâlânın bize emanetidir. Nemâzını kılan, tesettür eden bir hanım, dünyânın en büyük ni’metidir. Cennet ni’metlerindendir” buyuruyor Peygamber efendimiz. O hayatını bize vermiş. “Se’âdet-i Ebediye”de 30 madde var ya, orada yazıyor. Biz neş’eli isek o da neş’elidir, biz üzüntülü isek o da üzüntülüdür. Böyle bir müslimânın kalbini incitmek, emin olalım ki, Beytullahı yıkmakdan daha büyük günâhdır. Öyle büyük günâhdır. O, çünki, herşeyden ümmidsiz, onun bir dâne ümidi, Allahdan sonra zevcidir. Onlara sert söylemeyelim, onların kusurlarını afv edelim, onları tatlılıkla ıslah edelim, kusurlarına sabr edelim. Sabr edenin gideceği yer Cennetdir dedik ya... Duyuyorum da, bazıları ailelerine sert söylüyormuş. Nasıl sert söyleyebilir aklım almıyor. Üzerseniz hasta olur, siz sıkıntı çekersiniz. Aklı olan öyle mi yapar? Aman, aman, ailelerinize çok dikkat edin kardeşim. Onların gönlünü alın. Evinizin içinde rahat olsun, huzur olsun. Sizin için söylüyorum kardeşim. Dünyânız ve ahıretiniz için söylüyorum. Sabırlı olun. Peygamber efendimiz tekrar tekrar buyuruyor ki, “Güzel huylu olunuz, ailelerinize hakaret etmeyiniz, ailelerinizle iyi geçininiz. Ailesine karşı en iyi muamele edeniniz benim.” buyuruyor. Onun için, çok dikkat edin kardeşim.
Rabbime şükr ediyorum ki, mübarek kardeşlerimizin teneffüs etdiği şu havayı, sizin ciğerlerinize girip çıkmakla şereflenen şu havayı, teneffüs etmeyi bana nasib eyledi diye şükr ediyorum kardeşim. Her zemân söylüyorum, kimseyle münakaşa etmeyin. Münakaşa zarardır. Muhabbeti azaltır; düşmanın da düşmanlığını arttırır. “Men sabera zafera.” Sabr eden kazanır. Hadis-i serif bu. Huccetdir, sağlamdır. Birbirimize düâ edelim. “Duâ-i zahrul gayb icabete makrundur.” Birbirimize arkamızdan hayr düâ edeceğiz kardeşim. Sizin düânız makbuldür. Mü'min olmayanlar dedikodu yaparlar; mü’minler, salihler düâ ederler. Aradaki farka bakın. Elhamdülillah, biz dedikodu etmeyiz, tenezzül etmeyiz, harâma yanaşmayız, müslimânlara hayr düâ ederiz. Bütün insanların hidâyeti için düâ ederiz.
Rabb-i teâlânın sıfatları çok. Bazı kullarına Hâdi ismiyle tecelli etmiş, bazı kullarına Mudil ismiyle tecelli etmiş. Cenâb-ı Hakkın ef’aline süâl sorulmaz. Şuna inanılır, Cenâb-ı Hak Hakîmdir, hikmet sâhibidir. Her fi’linde hikmet vardır. “Ben Mahlûklarımı abes olarak yaratmadım” buyuruyor. “Boş, fâidesiz, lüzumsuz olarak yaratmadım.” Her zerrenin fâidesi vardır, sebebi vardır. İşte bazı kullarına Hâdi ismiyle tecelli etmiş, hidâyet nasib etmiş, bunları kendi hizmetinde kullanıyor. Ötekilere de Mudil sıfatıyla tecelli etmiş, bunlar dalaletdedirler, yıkıcıdırlar, bölücüdürler. Elhamdülillah, Rabbimiz bize doğru yolu nasib etmiş. Elhamdülilah, Rabbimiz bizi mes’ûd ve bahtiyar kullarından eylemiş. Ne büyük se’âdet, ne büyük müjde. Ne büyük ni’met içindeyiz kardeşim. Sevinelim, üzülmiyelim, kızmayalım. Se’âdete kavuşan kızar mı? Peygamber efendimiz buyuruyor ki, “Mü’minin alâmeti güleryüzdür. Münafıkın alâmeti çatık kaşdır.”
Allahü teâlâ ihsan etdiği ni’meti izhar etmemizi sever; göstermemizi, belli etmemizi sever. En büyük îmân ni’metini nasıl göstereceğiz? Güler yüzümüzle, tatlı dilmizle göstereceğiz. Şefkatimizle, merhametimizle göstereceğiz. Merhametli olacağız, şefkatli olacağız.
Gözlerimi kapayıp, derin düşünüyorum,
hayâlimde, rûhumda, bir delîl görüyorum.
Kalbleri temizliyen, bakışlar önündeyim,
fekat bu, rü’yâ değil, bilmiyorum nerdeyim.
Bir teveccühle, gaflet perdelerini gideren,
bir tebessümle, sonsuz se’âdetleri veren.
İlm, irfân, kerâmet, hârikalar menba’ı,
bu dünyâ nazarında, sanki örümcek ağı.
Âşıkları ma’şûka, bu delîl kavuşdurmuş,
onun ardından giden, ebedî sultân olmuş.
Her sözünde rûhlara, âb-ı hayât damlıyor,
her kelâmı, kalblerden, pasları kaldırıyor.
Yalnız bir arzûsu var, bir mahbûb peşindedir,
tecellî ile yanan, dağın ateşindedir.
Sohbeti, ehl-i soffa, huzûru andırıyor,
derdlere devâ olan, tiryâki dağıtıyor.
(İnsanların üstünü, doğru yolun rehberi,
hayât sırrını çözen, âriflerin serveri.
Güzellerin güzeli, rûhların tek matlûbu,
değil mahlûkun yalnız, Hâlıkın da mahbûbu).
Ya’nî, Resûlullahı, gösteren aynadır bu!
hadîsde bildirilen, (Sıla) sâhibidir bu!
İki bin müceddidi, o vâris-i enbiyâ,
hurmeti için yâ Rab, bizi ondan ayırma.
Zilhicce ayının 8. gününe Terviye günü denir. O gün hacılar Mekke’den Minâ’ya çıkarlar. Terviye denmesinin sebebi, hacıların o gün Zemzem suyundan çok içip kanmalarındandır. Terviye, tefekkür mânâsında da kullanılmaktadır.
İbrahim aleyhisselâm, Zilhicce ayının 8. gecesi, rüyâsında; “Kendi oğlunu keser hâlde” gördü. Sabah olunca, “Rüyâ şeytanî midir, Allah tarafından mıdır?” diye terviye ve tefekküre dalıp, o günü tefekkürle geçirdi. Arefe gecesi olduğunda kendisine; “Emrolunduğun şeyi yerine getir!” buyurulunca, Allahü teâlâ tarafından olduğunu bildi. Bildiği için o güne, bilmek anlamına gelen Arefe, dendi. Arefe, Zilhicce’nin 9. günüdür. Başka günlere Arefe denmez.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Bir Müslüman, Terviye günü (Arefe gününden bir önceki gün) oruç tutarsa ve günah söylemezse, Allahü teâlâ, onu elbette Cennete sokar.”
“Rahmet kapıları 4 gece açılır. O gecelerde yapılan duâ, tevbe reddolmaz. Ramazan ve Kurban bayramının 1. geceleri, Berat gecesi ve Arefe gecesidir.”
AKÎKA KESMEK
Çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek niyeti ile kesilen kurbanlık vasfına hâiz olan hayvana Akîka denir. Erkek için 2, kız için 1 akîka hayvanı kesmek, Hanefî mezhebinde müstehaptır. Fakir olanın bir hayvan kesmesi de câizdir. Akîka hayvanı, her zaman kesilebilir. Fakat, Kurban Bayramı’nda, kurbanlık hayvan bulmak kolay olduğu için, bu günlerde daha kolayca kesilebilir. Etlerinden, kesen yiyebilir ve pişmiş veya çiğ olarak zengin, fakir herkese verebilir. Akîka, çocukları belâlardan, hastalıklardan korur. Kıyâmette, ana-babaya ayrıca şefaat da ederler.
(Huzur Pınarı Mail Grubu)
HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN
(Herkese Lâzım Olan Îmân) kitâbı dört kısımdan meydâna gelmiştir:
I. kısım; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin (İ’tikâdnâme) kitâbının tercemesidir. (Hadîs-i Cibrîl) adı verilen; islâmın beş şartını ve îmânın altı şartını anlatan bir hadîs-i şerîfin açıklamasıdır. Ayrıca Şerefüddîn Yahyâ Münîrinin iki mektûbu, Allahü teâlâ vardır, birdir, konuları vardır.
II. kısım; (Müslimânlık ve Hıristiyanlık) kitâbıdır. Burada Peygamberler, kitâblar, dinler, (Yehûdîlik, hıristiyanlık ve islâmiyyet) hakkında bilgi verilmekde, Hakîkî bir müslimân olmanın şartları açıklanmakda, müslimânlığa hayran olanların sözleri ile, (42) tane başka din mensûbu iken islâmiyyeti seçen zâtların hayâtları anlatılmakdadır.
III. kısım; (Kur’ân-ı Kerîm ve Bugünkü Tevrât ve İncîller) kitâbıdır. Burada, bugünkü Tevrât ve İncîller hakkında bilgi verilmekde, Kitâb-ı Mukaddesdeki hatâlar îzâh edilmekde, Kur’ân-ı Kerîmin son ve değişmiyen kitâb olduğu ilmî olarak anlatılmakdadır. Ayrıca Muhammed aleyhisselâmın mu’cîzeleri, fazîletleri, güzel ahlâk ve âdetleri anlatılmakdadır.
IV. kısım; (İslâm Dîni ve Diğer Dinler) kitâbıdır. Burada islâm dîninin vahşet dîni olmadığı, hakîkî müslimânın câhil olmadığı, ilkel dinler, semâvî dinler, islâmiyyetde felsefe olamıyacağı konuları açıklanmakdadır.
İMÂM-I RABBÂNÎ "KUDDİSE SİRRUH"
Resûlullah efendimiz "sallallahü aleyhi ve sellem", onun geleceğini müjdelemişti. İmâm-ı Süyûtî (Cem'ul cevâmi') kitabında, bu hadis-i şerifi, İbni Mes'ûd Abdürrahman ibni Yezîdden, O da Hazret-i Câbirden rivayet ederek bildiriyor: (Ümmetimden Sıla isminde biri gelir. Onun şefaati ile, çok çok kimseler Cennete girer.) (Sıla), birleştirici demektir. Tasavvufu fıkh bilgileri ile birleştirdiği için bu ism, İmâm-ı Rabbânî hazretlerine verildi. Zamanın âlimleri, Ona bu ism ile hitâb eylediler. Kendisi de, oğlu Muhammed Mâsuma yazdığı bir mektûbda, (Beni iki derya arasında sıla yapan Rabbime hamd ederim) diye buyurmaktadır.