Ana Sayfa arrow Bir Âyet-i Kerîme Tefsîri arrow FÂTİHA SÛRESİ: 3. ÂYET

logo

FÂTİHA SÛRESİ: 3. ÂYET Yazdır E-posta
Pazartesi, 05 Mart 2007

Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur hamd. Allahü teâlâ’nın özelliğini, Cenâb-ı Hakk’ın önemli özelliğini vurgulamak maksadıyla Âyet-i kerîmenin devamında “Er-rahmânir-rahîm", “Rahmân ve Rahîm olan Allah'a mahsustur” diyoruz. “Rahmân” ve “Rahîm”, rahmeti bütün mahlûkâtı, bütün mevcûdâtı kuşatmış olan Allah'ın, dünyâda iken hiç insanlar arasında tefrîk etmeden, kendisine itâat ve isyân eden herkese, nimetlerini hiç ayırım gözetmeksizin gönderen, ihsân eden Allah manâsında.

Âlimler tarafından manâlandırılan, anlamı bu şekilde açıklanan “Rahmân” kelimesinin, ifâde ettiği bu şümûllü manâ dolayısıyla, sâdece ve ancak Allah için kullanılması lâzım geldiğine de İslâm âlimleri işâret etmişlerdir.  

Biz, günlük hayâtta, biliyorsunuz çocuklarımıza "Abdurrahmân" veya "Rahîm" diyebiliyoruz. Ama "Rahmân" diyemiyoruz. Çünkü “Rahmân” sıfatı, yalnız Allah'a mahsûstur. Rahmeti çok geniş olan, insanlara olan merhameti sonsuz olan Cenâb-ı Zül celâl hazretleri demek, sırf O’na mahsûs bir sıfat olması bakımından, sâdece "Rahmân" kelimesini insanlar hakkında kullanmıyoruz. Abdurrahmân diyoruz insanlar için kullanmak icap ettiği zaman. Yani Rahmân'ın kulu olan insan, ama Rahîm kelimesi için İslâm alimleri cevâz vermişlerdir. Rahîm de denilebilir, Abdürrahîm de denilebilir. "Rahîm", âhiret gününde, rahmeti, sâdece inanan ve itâat eden kullarına âit olacak, onlara münhasır olacak Allahü teâlâ demek. Allahü teâlâ'nın rahmetinin, orada gerçek mü’minlere tecellî edeceğine işâret bulunduğunu İslâm âlimleri ifâde etmişlerdir.

İşte “Hamd” kelimesini biz, Hamd Allah'ındır; âlemlerin Rabbi olan, Rahmân ve Rahîm olan Allahü teâlâ'ya mahsûstur derken, bu gerçeği, kupkuru bir ifâde olarak söylemiş olmuyoruz. Bunu, gönlümüzün bütün samîmiyetiyle, iz’ânımızla, idrâkimizle söylüyoruz. Bu bakımdan mü’min, ifâdelerinde gerçekçidir, samîmîdir, içten davranmaktadır. İçten gelen ifâdelerin, içten gelen bir îmânın netîcesi olduğu içindir ki, mü’minin îmânı samîmiyet ifâde etmektedir. Ondan dolayıdır ki Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı kerîm’de mü’minlere "Sâdıkûn" buyurmuştur.

"Sâdıkûn", sözlerinde hakîkati ifâde eden, doğru olan kimseler, yani içiyle dışı bir olan insanlar. “Hamd” kelimesini ifâde eden mü’minler, böylelikle bir gerçeği gönüllerine sindirmiş oluyorlar.

DİPNOT:

RAHMÂN (er-Rahmân):

"Dünyâda dost olsun düşman olsun, lâyık olsun olmasın, mü'min olsun kâfir olsun bütün yaratıklara rızık ve sayısız nîmetler veren" mânâsında Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden).

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

"Rahmânın kulları, yer yüzünde gönül alçaklığı ve vakar ile yürürler. Câhiller kendilerine sataştığı zaman onlara "sağlık, esenlik size" gibi güzel sözler söyleyerek doğruluk ve tatlılıkla günahtan sakınırlar." (Furkan sûresi: 63)

"Her kim namazdan sonra yüz defâ Rahmân ism-i şerîfini söylerse, Allahü teâlâ onun kalbinden nisyan ve gafleti çıkarır." (Yûsuf Nebhânî)

"Zikr et zikr, bedende iken Cânın!
Kalbin temizliği zikri iledir Rahmânın!"
(İmâm-ı Rabbânî)

Rahmân Sûresi:
Kur'ân-ı kerîmin elli beşinci sûresi.

"Rahmân sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). Yetmiş sekiz âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i kerîmede geçen Rahmân kelimesinden dolayı Sûret-ür-Rahmân denilmiştir. Sûrede; göklerin düzeninden, Allahü teâlânın insanlara olan lütfu ve ikrâmından, insanın yaratılışından, Allahü teâlânın kudretinden, kıyâmet gününden ve o günde isyânkâr ların cezâlandırılmasından ve inananların kavuşacağı nîmetlerden bahsedilmekte dir." (İbn-i Abbâs, Râzî, Taberî)

Allahü teâlâ Rahmân sûresinde meâlen buyuruyor ki:

"Allahü teâlâ, yeri mahlûkât için yaratmıştır. Orada meyvalar ve salkımlı hurma ağaçları vardır. Yapraklı tâneler ve hoş kokulu bitkiler vardır." (Âyet: 10-12)
"Kim Rahmân sûresini okursa, Allahü teâlânın verdiği nîmete şükr etmiş olur." (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

RAHÎM (er-Rahîm):

1.Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Âhirette yalnız müslümanlara acıyan.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

"... Şüphesiz ki, Allahü teâlâ Gafûrdur, Rahîmdir." (Zümer sûresi: 53)

"... Ben ziyâdesi ile tövbe kabûl edici ve Rahîmim." (Bakara sûresi: 53)

"Şeytan; "Allahü teâlâ Rahîm'dir, affeder" diyerek insanı günâh işlemeğe sürükler." (İmâm-ı Rabbânî)

"Allahü teâlâ, âhirette dostlarını yâni mü'minleri Rahîm sıfatıyla, keremiyle, ihsânıyla, Cennet'e ve cemâline kavuşturur." (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

"Her kim her gün yüz kerre Rahîm ism-i şerîfini söylerse, kalbinde rikkat ve mahlûkâta karşı merhamet peydâ olur." (Yûsuf Nebhânî)

2.Günahkâr müslümanlara âhirette çok acıyıcı mânâsına Resûlullah efendimizin sıfatlarından.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

"Andolsun ki, size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O'na çok ağır gelir. Çünkü O, size çok düşkün, mü'minlere karşı raûf (şefkatli) ve rahîmdir." (Tevbe sûresi: 128)

Biz delikanlı, yaşça birbirimize yakın bir takım gençler, Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) geldik de O'nun yanında yirmi gece kaldık. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) rahîm ve refîk (yumuşak, kibar, nâzik) idi. Âile efrâdını özlediğimizi anlayınca, bize âilelerimizden kimleri bıraktığımızı sordu. Biz de kendisine haber verdik. Bunun üzerine: "Âilelerinizin yanına dönün de onların arasında kalın! Hem onlara öğretin! Kendilerine emir verin! Namaz vakti gelince  içinizden biriniz size ezân okusun; sonra en büyüğünüz size imâm olsun" buyurdu. (Mâlik bin Huveyris-Müslim)

 
< Sonraki   Önceki >