Bir Hadîs-i Şerîf Açıklaması
İSLAMIN TEMELLERİ | İSLAMIN TEMELLERİ |
|
|
| Salı, 13 Mart 2007 | |
|
Kütüb-i Sitte diye bilinen, muteber 6 hadis kitabından en başta gelen ikisinin yazarları ve en büyük hadis alimlerinden İmam Buhari ile İmam Müslim'in "Sahih"lerinde rivayet edilen bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: "İslam (binası) beş şey üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka hiçbir ilah ve hak ma'bud olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet, namazı kılmak, zekatı vermek, Beytullah'ı hacc etmek ve Ramazan ayında oruç tutmak."
Şimdi burada geçen beş maddeyi kısa kısa ele alalım: Ebedi saadete kavuşabilmek için, müslüman olmak lazımdır. Müslüman olmak için de, hiçbir formaliteye, hatta müftüye, imama veya başka bir din görevlisine gitmeye lüzum yoktur. Kalb ile iman etmek ve İslami hükümleri öğrenmek ve yapmakla müslüman olunur. İman etmek için de "Kelime-i Şehadet"i söylemek ve bunun manasını bilmek lazımdır. Bu kelimenin manasını bilmek ve inanmak da, Ehl-i Sünnet alimlerinin bildirdikleri şeyleri öğrenip bilmek ve bunlara inanmaktır. Önce icmali olarak (kısaca) öğrenmek kafi gelir. Sonra, lüzum görüldükçe, sırası geldikçe, daha fazla öğrenilir. İslam binasının, üzerine kurulduğu beş direkten birincisi olan şehadet kelimesi: "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh" demek ve bunun manasına inanmaktır. Bu şehadet kelimesinin, yukarıda hadis-i şerif zikredilirken verilen kısa manasının tafsili yani detaylı açıklaması şöyledir: Görmüş gibi bilir ve inanırım ki, Allahü tealadan başka, varlığı lazım olan, ibadet ve itaat olunmaya hakkı olan, hiçbir ilah, hiçbir kimse yoktur. Yine görmüş gibi bilir ve inanırım ki, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem), Allahü tealanın hem kulu, hem Peygamberidir. Onun gönderilmesi ile, ondan önceki Peygamberlerin dinleri tamam olmuş, hükümleri kalmamıştır. Ebedi saadete kavuşmak için ancak ona uymak lazımdır. Onun her sözü, Allahü teala tarafından kendisine bildirilmiştir, hepsi doğrudur, yanlışlık ihtimali yoktur. İşte, müslüman olmak isteyen bir kimse, önce bu kelime-i şehadeti söyler ve manasına kalben inanır. Sonra guslü, namazı ve lazım oldukça diğer farzları ve haramları öğrenir. Mesela Ramazan ayı yaklaşınca orucu, dinen zenginlik seviyesine ulaşınca zekatı, haccı ve diğer mali ibadetleri öğrenir. İslamın şartları arasında birinci madde olan kelime-i şehadet hakkında netice olarak şunu söyleyebiliriz: İhtizar halinde bulunan yani sekerat çeken, ölümü yaklaşmış olan bir müslümana, kelime-i tevhidi telkin ederken: "Muhammedün Resulullah!" lafzını da söylemek iyi olur. Fakat bir kafirin imana gelmesi için "eşhedü" ile başlaması ve "... Muhammeden abdühu ve resulüh" de demesi şarttır. Demek oluyor ki, bir kafirin imana gelmesi için "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh" kelime-i şehadetini tam olarak söylemesi lazımdır. Ayrıca imanın altı şartını (yani Amentü...yü) işitince, bunlara inanması lazımdır. Ölüm başladığı, hayattan ümid kesildiği zaman, tevbe kabul olunabilir ise de, kafirin imana gelmesi kabul olmaz. İslamın ikinci şartı, dinin direği olan, beş vakit namazı, vaktinde kılmaktır. Namaz, ibadetlerin en üstünüdür. İmandan sonra, en kıymetli ibadet, namazdır. Namazı doğru kılmaya çok dikkat etmelidir. Önce, kusursuz bir abdest almalı, gevşeklik göstermeden, namaza başlamalıdır. Kıraatta (namazda Kur'an-ı Kerimden sure ve ayetler okurken), rükuda (eğildiğinde), kavmede (rükudan kalkınca), secdelerde (yatınca), celsede (iki secde arasındaki oturmada) ve diğer yerlerinde, bu ibadeti en iyi olarak yapmaya uğraşmalıdır. Rükuda, kavmede, secdelerde ve celsede tumanineti yani her uzvun hareketsiz durmasını lazım bilmelidir. Makbul olan, sevilen kul, sahibinin emirlerini, yalnız Onun emri olduğu için, yapan kuldur. Emri yapmakta gecikmek bile inadcılık ve edepsizlik olur. Namaz önemli bir ibadet olduğundan ayrıca onu ele almak istiyoruz. İslamın üçüncü şartı, malın zekatını vermektir. Zekat vermek, şartlarını taşıyan kimseler için, elbette lazımdır. Zekatı seve seve ve İslamiyyetin verilmesini emrettiği kimselere vermelidir. Bütün ni'metlerin, malların hakiki sahibi olan Allahü teala, zenginlere verdiği ni'metlerin kırkta birini, fakir müslümanlara vermelerini, buna karşılık, çok sevab, kat kat mükafat vereceğini buyurup da, bu kadar az birşeyi, istediği herhangi bir din kardeşine vermemek, ne büyük insafsızlık ve inadcılık olur. Allahü tealanın emirlerini yapmamak, hep kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, İslamiyete tam inanılmamasıdır. Mü'min olmak için, kelime-i şehadeti yalnız dil ile söylemek yetişmez. Münafıklar yani kalpleri kafir olduğu halde, müslüman görünenler de bunu söylüyorlar. Kalpte iman bulunduğuna alamet, İslamiyetin emirlerini seve seve yapmaktır. Zekat niyyeti ile, bir fakire, bir altın vermek, yüzbin altın sadaka vermekten daha sevaptır. Çünkü, zekat vermek, farzı yapmaktır. Zekat niyyeti olmadan verilenler ise, nafile ibadettir. Farz ibadetin yanında, nafile ibadetlerin hiç kıymeti yoktur; deniz yanında, damla kadar bile değildir. İslamın şartlarının dördüncüsü, mübarek Ramazan ayında, hergün oruç tutmaktır. Bu mübarek ayda hergün muhakkak oruç tutmalıdır. Olur olmaz sebeplerle, bu mühim farzı elden kaçırmamalıdır. Peygamberimiz (s.a.s.) buyurdu ki: "Oruç, mü'mini Cehennemden koruyan bir kalkandır." Hastalık gibi, mecburi bir sebeple oruç tutulmazsa, gizli yemeli ve özür bitince, ilk fırsatta hemen kaza etmelidir. Kazasını, tembellikle geciktirmemelidir. Hepimiz O'nun kuluyuz. Başıboş, sahipsiz değiliz. Sahibimizin emirlerine, yasaklarına göre yaşamalıyız ki, azabtan kurtulabilelim. İslamiyete uymayanlar, inadcı kul, aksi, asi me'mur olur ki, ceza çekmeleri lazım olur. Oruçtan da ayrıca müstakıllen bahsetmek istiyoruz. İslamın beşinci şartı hacdır. Yani ömründe bir kerre, Mekke-i mükerreme şehrine gidip, Ka'be-i mu'azzamayı ziyaret etmek, hac vazifelerini yapmaktır. Hac vazifesinin şartları vardır. Hepsi, fıkıh kitaplarında yazılıdır. Hadis-i şerifte "Kabul olan bir hac, geçmiş günahları yok eder" buyurulmuştur. Netice olarak söylemek gerekirse, imanı, farzları ve haramları öğrenmek, bilmek de farzdır. Otuzüç farz meşhurdur. Bunlardan dördü esas olup namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ve haccetmektir. İman ile beraber bu dört farz, İslamın şartıdır. İman edip ibadet edene, yani bu dört farzı yapana müslüman denilir. Dördünü birden yapıp da haramlardan kaçınan, tam müslümandır. Bunlardan biri bozuk olur veya hiç olmazsa, müslümanlık bozuk olur. Dördünü de yapmayan, mü'min olsa da müslümanlığı tam değildir. Böyle iman, muma benzer, İslami hükümler de mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de İslamiyettir. Fenersiz mum çabuk söner. İmansız, İslam olamaz. İslam olmayınca da iman yoktur. İslamın temellerini ortaya koyan bu hadis-i şeriften, bugün böylece umumi olarak bahsettikten sonra, yarın inşaallah, yine bu hadis-i şerif vesilesiyle, namaz ibadetinin önemi ve hikmetlerine temas etmeyi arzu ediyoruz. |
| < Sonraki | Önceki > |
|---|